08.01.2010

Mutluluğumuz da kendi isteğimizle gerçekleşir...

Mutluluğumuz da kendi isteğimizle gerçekleşir, mutsuzluğumuz da…

       Hidayet, doğru yolu bulma, açıklama, ilham etme, muvaffak kılma anlamlarına gelmektedir. Küfür, şirk ve sapıklıklardan; insanlık dışı bir hayattan kurtularak, İslâm'ın aydınlık yoluna girmektir. 
        Allah Teâlâ'nın, lütuf ve keremiyle, kuluna sonu hayır ve mutluluk olacak isteklerinin yollarını göstermesi veya yola götürüp muradına erdirmesidir. Sadece yolunu ve sebeplerini göstermeğe irşâd; neticeye erişinceye kadar yola götürmeye de tevfîk denir. Hidayette istenen, bir hayra ve güzelliğe ulaştırmaktır. Mesela, hırsıza yol göstermeye hidayet denmez.
       Allah, hâdîdir; yani kendisini tanıma yollarını kullarına gösterip tanıtan, onları Rububiyetini ikrar edici kılan, necat (kurtuluş) yolunu gösterip açıklayan, her yaratığın bekası ve varlığını sürdürmesi için gerekli olan yönlendirmeyi yapan zattır. Kullarından dileyeni iman ve insanlık nuruyla müşerref kılar, istediğini dosdoğru yola hidayet eder. İnsanın dışındaki diğer varlıkların da faydalarına olan yöne sevkeder, rızık arama yollarını, zararlardan sakınmalarını ilham eder. Yeni doğan yavruya memeyi tutmasını, civcive çıkar çıkmaz daneleri toplamasını, arıya yuvasını altıgen şeklinde yapmasını vb. gibi her canlı için en uygun şartı ilham eder.
       Hidayetin zıddı dalalettir. Dalalet; sapmak, şaşmak, karanlıkta kalmak, bocalamak ve kaosa yenik düşmek anlamlarına gelir. Dalalet, doğru yoldan bile bile veya iğfale kapılarak sapmaktır.
        Çölün ortasında yolunu şaşırıp kaybeden bir kimseyle, bir rehber yardımıyla gideceği yeri, yönünü rahatça tayin edip bulan kimse bir değildir. Bu bakımdan hidayetin tam karşısına da şaşırmışlık, sapmışlık anlamına gelen "dalalet" kavramının yerleştirildiği görülür. Çünkü her şey kendi zıddına nispetle daha gerçek mana ifade eder.
          O halde, insanı hayat çölünde ya da yolunda doğru istikamete götürecek, sapmalardan koruyacak yön tayin edici kılavuza ihtiyacı vardır. Bu kılavuz kim olabilir?
 Elbette ki Allah'ın hidayeti (yol göstermesi)dir."İman ettikten, Peygamber'in hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra inkar eden bir topluluğu, Allah nasıl hidayet eder?" (3/Al-i İmran, 86) "Allah, zalimler topluluğuna hidayet etmez." (2/Bakara, 258) 
         Hidayet, tevbe-iman-salih amelin doğal neticesidir. Hidayete ermenin, iman ve salih amellerle olacağını şu ayette de görmekteyiz: "İman edenler ve salih ameller işleyenleri imanlarına karşılık Rabbleri onları hidayete erdirir, doğru yola eriştirir." (10/Yûnus, 9)
              Hidayetin neticesi iman; dalâletin neticesi imansızlıktır.
              İnsanın kalbi, hem imana, hem de küfre doğru eğilmeğe elverişlidir. Kalbin imanla küfürden birini tercih etmesi için mutlaka çekici bir sebep icabeder. Hidayeti de dalaleti de ancak Allah yaratır. Yani gönüllere imanı sevdiren sebepleri Allah yarattığı gibi, küfür tarafını tutturan sebepleri yaratan da O'dur. Kullarından istediğine hidayet; istediğine dalalet verir. Allah'tan başka insanları hidayet ve bahtiyarlığa eriştirecek, yahut dalalet ve hüsrana düşürecek hakiki bir fâil yoktur. Allah'ın hidayet ettiğini kimse saptıramaz. Allah'ın sapıttığını kimse doğru yola getiremez.
Şunu iyi bilmek lazım ki, Allahu Teala'nın bir kulunda dalalet yaratması, o kulun, kendi arzusu ile sapıklık yolunu tutmuş olmasındandır. Yoksa, kul iradesini, yeteneklerini dalalete yöneltmedikçe Allah onu cebren dalâlete sevk etmez. Yani, halk tabiriyle "Bela isteyen belasını; Mevla isteyen Mevla'sını bulur." Nitekim, insanlarda hidayet ve iman asıldır. Dalalet ve küfür sonradan âriz olmuştur. Cüz'î iradenin su-i isti'malinden doğmuştur. Dalâlet ve küfür fıtrata muhalefettir, hastalıktır.
          "Ey Rabbımız, bizi hidayete ulaştırdıktan sonra, kalplerimizi saptırma." (3/Al-i İmran, 8) Nice âlim ve âbid vardır ki, onun kalbine küçük bir şüphe düşmüş, böylece de Hakk'tan sapmış, ayağı kaymış ve dosdoğru yoldan, müstakim dinden dönmüştür. Müslümanca bir hayat önemlidir ama, müslümanca ölmek çok daha önemlidir. "Başka türlü değil, sadece müslüman olarak ölün" (2/Bakara, 132) Biz, her an hidayette kalabilmek, doğru yoldan sapmamak için Allah'ın yardımına muhtacız. Hamdler, sürekli O'na; ibadetler, taatler ve dualar da kesintisiz O'nadır.

İ. Halil ÇELİK

Bu yazı 288 defa okunmuştur.



Yazarın diğer yazıları için tıklayınız..