12.11.2009
Yoksullukla Mücadelede Devletin Rolü-2
Devlet nedir, nasıl ortaya çıktı, niçin vardır ve günümüzdeki yapısı nasıldır?
Devletle ilgili en geçerli teori şudur: İnsanlar yerleşik hayata geçtikten sonra toplumda mülkiyet sorunu daha belirgin hale gelmeye başladı. Özellikle toprak ve gelir konusunda insanlar arasında anlaşmazlıklar ve haksızlıklar ortaya çıktı. Meydana gelen çatışmayı insanlar kendi güçleriyle gideremeyince, kendi aralarında meydana gelen anlaşmazlıkları gidermek ve haksızlıkları çözmek için, herkesin kendisine itaat edeceği bir üst örgüt kurma yoluna gittiler. Böylece, bugün adına devlet dediğimiz örgütlenme ortaya çıktı. İnsanlar kendilerini beslesin, çocuklarını eğitsin ve toplumdaki herkesi tedavi etsin diye devlet denilen örgütsel yapıyı kurmadılar. Toplumda adaleti sağlasın ve insanlar arasındaki haksızlıkları gidersin diye böyle toplumun üstünde yer alan bir örgüt kurmak istediler. Demek ki, devletin temel var oluş amacı, toplumda adaleti sağlamak ve iyi işleyen bir hukuk sistemiyle barışı ve güvenliği temin etmektir.
Aradan yüzyıllar geçti, tarihte yapısı birbirinden farklı olan birçok devlet tipi (monarşi, oligarşi, aristokrasi, teokrasi vb.) ortay çıktı. Bugün yeryüzünde varlıklarını sürdüren ulus-devletler ise 16. yüzyıldan itibaren ilk defa Avrupa’da ortaya çıkmaya başladı. 1648 tarihli Vestfelya Antlaşması ulus-devletler için milat olarak kabul edilir. Ortaya çıktığı günden günümüze kadar tartışma konusu olmaya devam eden ulus-devletler, bugün dünyada egemenliği devam eden kapitalist sistemin en temel taşıyıcısı olmuştur. 20. yüzyıla damgasını vuran üç önemli savaş, iki Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş, bir ulus-devletler çatışmasıydı. İkinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan Refah Devleti uygulaması da bir ulus-devlet projesiydi; ama sadece kendi halklarına kısmi bir refah getiren bu uygulama fazla uzun ömürlü olmadı. 1980’lerden itibaren artan küreselleşme söylemiyle birlikte, ulus-devlet güvenlik gerekçesiyle kendisini daha da güçlendirme yoluna gitti ve vatandaşları üzerinde daha modern bir kontrol sistemi oluşturmaya başladı.
Modern ulus-devletin yapısına bakıldığında, bu tip devlet için en önemli şeyin kendi varlığını devam ettirmek olduğu ortaya çıkar. Devlet bir şekilde varlığını sürdürsün, toplum nasıl olursa olsun, insanlar nasıl yaşarsa yaşasın, bunun fazla önemi yok. Buna en iyi örnek Türkiye ve Pakistan gibi ülkelerdir. Örneğin, Pakistan’ın güçlü bir ordusu ve atom bombası var; ama halkın çoğunluğu yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaktadır. Türkiye’de ise sefalet ve aşırı yoksulluk yok ama, var olan yoksulluk insanları yönetme aracına dönmüş durumda. Yoksullardan ve diğer gruplardan gelecek tehlikeler sosyal yardımlarla giderilmeye çalışılıyor.
Dolayısıyla, ulus-devletlerin yoksullukla mücadelede samimi olduklarını ve gerçekten yoksulluğu çözmeye çalıştıklarını söylemek pek inandırıcı gelmiyor. Devletin işi belli olmaz, bugün verir; ama bakarsınız yarın bir şeyleri bahane eder veya gerekçe gösterir vermemeye başlar. Bu yüzden, yoksulluk gibi toplumun bütününü ilgilendiren konuları devletin tekeline bırakmak doğru değildir. Toplum devletten önce de vardı, sonra da var olmaya devam edecektir. Toplum kendi sorunlarını kendi vicdanıyla çözecek bir kapasiteye sahiptir. Gerçi akrabalık bağlarının ve komşuluk ilişkileri gibi değerlerin oldukça zayıf olduğu günümüzün modern kentlerinde toplumun bu işi başarması zordur. Ancak, bu işi bütünüyle devlete havale etmek daha kötüdür. Devlet hukuki bir formla meseleye müdahil olabilir; fakat toplumun bütün meselelerini çözecek tek yetkili organ olmamalıdır.
Devlet toplumda adaleti sağlasa ve insanlar arasındaki ilişkileri iyi bir hukuk sistemiyle düzene soksa, geriye kalan meseleleri toplum kendisi halledebilir. Zaten sağlık ve eğitim gibi konularda devlet kendi tekelini kurmuş. Diğer alanlarda da tekel olmaya başlarsa, yeni bir devlet yapısıyla karşı karşıya kalmış olacağız. Böyle bir durumda ise hem insanın özgürlüğü hem de geleceği tehlike girmiş demektir.
Reşat AÇIKGÖZ
Bu yazı 382 defa okunmuştur.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız..